• ŞEpnolat üst

AHMET ARİF YURDUM BENİM ŞAHDAMARIM

  • Büyükşehir-1

Engereğin dişlerine işledim

Ağu dişlerine

Oluklu, çentik...

Ve vurgun,

Gözleri bir çift cehennem

Burnuna kan tütmüş

Pars bıyığına...

Dağın pulat yüreğine işledim

Şimşeğin masmavi usturasına

Sevdanı usul-usul

Sevdanı mısra-mısra

Lo ben seni hapislerde sevmişim,

Ben seni sürgünlerde.

Yurdum benim şahdamarım...

Başım gözüm üstünesin

Suskum, avazım üstüne...

Adından başka silah

Yazgından başka günah

Daha yazmamış

Hiçbir gizli dosyada

Hiçbir açık kitapta.

Ahmet Arif; Türk edebiyatının ve Türk şiirinin en köklü ve en etkileyici şairlerinden biri olarak, özellikle Doğu Anadolu’nun sert coğrafyasının derin bir yalnızlığını, acılarını ve gücü elinde tutanların acımasızlığjnı lirik ve akıcı bir dille harmanlamış bir şairdir. ​Onun şiiri, yalnızca kelimelerden değil; taştan, topraktan ve halkın çilesinden süzülüp gelen bir haykırıştır. Dağların şairidir derler Ahmet Arif için... Ayrılamaz toplumsal birlikteliğimiz kardeşliğimiz çok anlamlı yerel imgelerle örülür onun muhteşem şiirlerinde

Kirveyiz kardeşiz, kanla bağlıyız

Karşıyaka köyleri, obalarıyla

Kkız alıp vermişiz yüz yıllar boyu

Birbirine kkarışır tavuklarımız

Bilmemezlikten değil,

Fukaralıktan...

Ahmet Arif, hapishane hayatını yalnızca fiziksel bir mekân kısıtlaması olarak değil, bir varoluş mücadelesi, büyük bir hasret ve "cehennemin obur adı" olarak anlatır. Şair 1950'li yıllardaki tutukluluk süreçlerinde yaşadığı ağır işkencelere ve hapisliğe rağmen, şiirlerinde bu tecrübeyi bir umutsuzluk değil, bir direniş, bir sevda zırhıyla kuşatılmış bir irade olarak yansıtır şiirlerinde. Mahpushane atmosferi onun şiirlerinde şekil bulur.

Akşam erken iner mahpushaneye

Ejderha olsan kâr etmez

Ne kavgada ustalığın

Ne de çatal yürek civan oluşun

Kâr etmez, inceden içine dolan

Alıp götüren hasrete...

Hırsla çakarım kibriti,

İlk nefeste yarılanır cıgaram

Bir duman alırım, dolu

Bir duman, kendimi öldüresiye

Biliyorum, "sen de mi?" diyeceksin

Ama akşam erken iniyor mahpushaneye.

Ve dışarda delikanlı bir bahar

Seviyorum seni

Çıldırasıya...

​Şiirini "toplumcu gerçekçi" bir temel üzerine oturtur; ancak onu diğer şairlerimizden ayıran, kullandığı imgelerin yerelliği ve şiirin destansı havasıdır. ​Hasretinden Prangalar Eskittim 1968 yılında yayımlanan bu tek şiir kitabı, Türkiye’de en çok basılan ve zevkle en çok okunan şiir kitaplarından biri olmuştur. ​Şiirlerinde yaşadığı il ve çevre illerin kültürel dokusu, sert iklimi ve insan ilişkileri çok belirgindir. Şiirlerinde halk deyişlerini, türkülerin ritmini ve yerel ağızların samimiyetini ustaca kullanan bir şairdir Ahmet Arif...

Hasretinden Prangalar Eskittim

Seni, anlatabilmek seni

İyi çocuklara, kahramanlara

Seni anlatabilmek seni

Namussuza, halden bilmeze

Kahpe yalana.

Ard-arda kaç zemheri

Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.

Dışarda gürül-gürül akan bir dünya...

Bir ben uyumadım

Kaç leylim bahar

Hasretinden prangalar eskittim.

Saçlarına kan gülleri takayım,

Bir o yana

Bir bu yana...

Seni bağırabilsem seni

Dipsiz kuyulara

Akan yıldıza

Bir kibrit çöpüne varana,

Okyanusun en ıssız dalgasına

Düşmüş bir kibrit çöpüne.

Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin

Yitirmiş öpücükleri

Payı yok, apansız inen akşamdan

Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene

Seni anlatabilsem seni...

Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır

Üşüyorum

Kapama gözlerini...

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.